Konuşurken boğazım kurumuş, o yüzden kısa bir ara verdim ve biraz su içtim. Sonra tekrar döndüm karşımdaki çocuklara. İlkokul üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencileri İstanbul Diyalog Müzesi’ne ziyarete geldiler. Engelli kişiler konusunda farkındalık yaratmak için öğrencileri zaman zaman müzemizde ağırlıyoruz. Engellilerle nasıl iletişim kurulur, onlarla karşılaştıklarında nasıl davranmaları gerekir, anlatıyoruz. Tüm bunları göremedikleri bir ortamda, karanlıkta, körlükle yüzleştirerek yapıyoruz.
Ben “Evet, ne diyorduk” diye dönünce içlerinden biri bana “Öğretmenim, ben bir şey söylemek istiyorum” dedi. “Ben öğretmen değilim” dedim. Duru, yaşça hayatın başında ama görmüş geçirmiş biri gibi “Olsun” deyip anlatmaya başladı. “Sizi çok iyi anlıyorum” diye başladı cümlesine ve devam etti: “Göremiyorsunuz ve insanlar da sizi pek düşünmediği için sorunlar yaşıyorsunuz. Kör olarak hayatınıza devam ediyorsunuz ve bunun normal karşılanmasını istiyorsunuz. Çok haklısınız. Benim de bir derdim var.”
Duru’nun arkadaşları ve öğretmeni toplam 10 kişiyiz ve pürdikkat onu dinliyoruz. “Beni arkadaşlarım ‘bücür’ diye zorbalıyor. Ben ne yapayım, boyum bu kadar. Elimde değil ki” deyip cümlesine bir ara…